Yağlı gıdalar yememiz ne kadar doğru ?

Yağ son 10 yılda insanların en büyük düşmanlarından biri haline gelmiştir. Okudu­ğumuz bazı kitaplara göre, yağ, vücudumuz için fazlalıktan başka bir şey değildir. Bu nedenle “yağsız”, “az yağlı”, “yarım yağlı”, “azaltılmış yağ oranı içeren besinler”, “kimyasal yollarla üretilen ve yağa benzeyen, ancak gerçek yağ içermeyen gıdalar” gibi birçok sözcük dilimize geçmiştir.

Günümüzde “yağsız” ya da “yağ oranı azal­tılmış” gıdaların sayısı mantar gibi artsa da, obezite denilen sağlık sorunu gün geç­tikçe artmaktadır. Bu sizce de ilginç değil mi?
Aslında hepimiz şunu bilmeliyiz ki herkesin yağa ihtiyacı vardır. Yağın fazlası insan sağlığına tabii ki zararlıdır. Ancak bizler az oranda yağ tüketmek yerine, yağı tamamen hayatımızdan çıkarmak istiyoruz ve bunu yapmak için de kimyasal ola­rak işlenmiş “yarım yağlı” ya da “yağsız” gıdaları tüketiyoruz, işte bu noktada bü­yük bir hata yapıyoruz.Yağla ilgili bilmemiz gereken iki önemli nokta vardır:

yağlı gıda
1. Doymuş (hayvani) yağlar arterlerimizi (atar damarlarımızı) tıkar ve kalp krizi­ne neden olabilir. Az yağlı gıdaları tüketmek kalp krizi riskini azaltır.

2. Yağlar bizi şişmanlatır; şişmanlık ise kalp hastalıkları, tansiyon, yorgunluk gibi birçok hastalığın en önemli nedenlerinden biridir. Az yağlı, yarım yağlı ya da yağa benzeyen ama tam olarak yağ içermeyen ürünler beslenme alışkanlığımızı değiştirmemiştir. Aksine risklerin en aza indiğini düşündüğümüzden bu ürün­leri daha fazla tüketmekteyiz. Aslına bakarsanız, asıl sorun yağın kendisinde de­ğil, yağı ne kadar ve ne şekilde kullandığımızdır. İşte tam bu noktada yağ ile ilgi­li alışkanlıklarımızda birtakım değişiklikler yapmalıyız.Vücudumuzun enerji üretmek için yağa ihtiyacı vardır. Vücudumuzun tıkır tıkır işlemesi için (özellikle de sinir sistemimiz için) hepimiz yağa ihtiyaç duyarız. Yağ­da vücudumuz için gerekli olan A, D, ve E vitaminleri bulunmaktadır. Çocuklar için yağ, büyükler için olduğundan daha önemlidir. Anneler çocuklarını emzirdiğinde, el­de edilen kalorinin %50′si yağlardan gelmektedir. Bebek mamalarından büyüklerin yediği gıdalara geçen çocuklar, gelişimlerini sürdürebilmek için yağa ihtiyaç du­yarlar. Yağ beyin fonksiyonlarının işlevini görebilmesi için de büyük bir öneme sa­hiptir. Çok küçük yaşta olan bir çocuğun tükettiği yağ oranını hesaplamak, sanıla­nın aksine, hiç de doğru değildir.
Düşünmemiz gereken en önemli şey çocuklarımızın ne tür yağlarla beslenme­si gerektiğidir. Kızarmış patates ve cipslerin kaliteli bir yağ kaynağı olduğunu dü­şünmek yanlış olur. Evet, çocuklar yetişkinlerden daha fazla yağa gereksinim duy­maktadır. Bu nedenle çocuklarımızın tükettiği yağları sağlıklı ve sağlıksız yağlar ol­mak üzere iki gruba ayırmamız çok mantıklı bir davranış olur.

Sağlıksız yağlar

■ Sağlıksız yağlar “doymuş” yağlardır; doymuş yağlar katı yağlarda, sert peynir­lerde, domuz yağında ve yumurtada bulunur. Sayılan tüm bu gıda maddeleri günümüz beslenme tarzının bir parçası haline geldiğinden, günümüz beslen­me tarzı sağlığımızın önündeki en büyük tehditlerden birini oluşturmaktadır. Kızartılmış sebzeler, mayonez, pizza, hamburger, kek ve kurabiye gibi fırında pişirilmiş birçok hamur işi tatlılar ve pişirilmiş etlerde doymuş yağ oranı yük­sektir. Bu gıdaları mümkün olduğunca az tüketmeliyiz.
■ Doymuş yağ oranı yüksek olan gıdalar, başta kalp hastalıkları olmak üzere, egzama, astım, felç, obezite ve kansere neden olur.
■ Küçük yaştaki çocuklarda kalp hastalığı belirtileri bile görülebilir, bu nedenle doymuş yağ oranı yüksek yiyeceklerden mümkün olduğunca kaçınmalıyız.
Sağlıksız yağlar grubuna giren başka bir yağ türü ise “hidrojene nebati yağlar” adı verilen yağlardır. Hidrojenizasyon, sıvı yağların katı yağlara dönüştürüldüğü kim­yasal sürece verilen bir isimdir. Örneğin, margarinler bu sürecin sonunda üretilir. Bu süreç dahilinde tamamen sağlıklı olan sıvı yağın katılaştırılması için belirli kim­yasal işlemler uygulanır. Aslında çoğumuz margarinlerin sıvı yağ kaynaklı olması nedeniyle sağlıklı olduğunu düşünüyoruz. Ancak, hidrojenizasyon işlemine tâbi tutulmuş olan sıvı yağ, yapısının değişime uğraması nedeniyle, vücudumuza hiç­bir fayda sağlamamaktadır. Daha da kötüsü, hidrojene nebati yağlar vücudumu­zun sağlıklı yağlardan istifade etme kapasitesini de azaltır. Hidrojene yağlar kura­biye, patates cipsi, elmalı pay ve kek gibi her türlü işlenmiş ve fırında pişirilmiş yi­yecekte bulunmaktadır.

Meyve ve Sebze

Amerika’daki Çocuk Beslenme Araştırmaları Merkezi’ne göre, meyve ve sebzeler, et tüketimi­ne dayanan Batı beslenme tarzını da etkilemeye başlamıştır. Merkezin raporuna göre, taze meyve ve sebzeler içerdikleri besleyici elementler, lifler, vitaminler, mineraller ve birçok has-. Kalığın engellenmesi ve tedavisi için önemli bir rol oynayan pitokimyasallar (“phytochemicals”) içermektedir. Lif, vitamin, mineral ve pitokimyasallar çocuklarımızın daha hızlı ve sağlıklı bir şekilde büyümesini sağlar. Meyve ve sebzeler aşağıdaki önemli özelliklere de sahiptir:

■ Vücut kilosunu kontrol altında tutar. Düşük kalorili, lif yönünden zengin meyve ve sebzele­ri atıştırmak hem açlığımızı hem de kalorimizi kontrol altında tutar.

■ Kalp-damar sağlığımızı korur. Meyve ve sebzelerde sodyum oranı düşük, potasyum ora­nı yüksek olup, içeriklerinde yağa hemen hemen hiç rastlanmaz.

■ Önemli miktarda folik asit içerir. Folik asit kuşkonmaz, ıspanak, brokoli ve mandalina gi­bi meyve ve sebzelerde bulunur. Folik asit sağlıklı bir sinir sistemi için önemlidir. Hamile-likte alınırsa, doğuştan gelen sağlık kusurlarının görülmesini engeller. Damarlara zarar ve­ren ‘homocysteine’ (homosistin) isimli kimyasalın seviyesini düşürür. Bu kimyasalın birçok kalp-damar hastalığına yol açtığı bilinmektedir.
■ Araştırmalara göre, lif ve antioksidan içeren meyve ve sebzeler kalp-damar hasarını önler.

Meyve ve sebzeler

■ Kanser riskini azaltır. Folik asit, moleküler düzeyde kanser hasarını önler. Selenyum, C vi­tamini ve (karoten adı verilen koyu yeşil yapraklı sebzelerde ve portakal pigmentlerinde bulunan) diğer antioksidanlar hücre içindeki bazı zararlı maddelerini nötralize ederek -yani dengeleyerek ve hasarı yok ederek- kanseri önler. Diğer antioksidanlar ise kanse­rojen maddelerle savaşarak kanser oluşumunu önler.

■ Daha sağlıklı ve uzun bir yaşam sürdürmemizi sağlar. Meyve’ve sebze yönünden zengin bir beslenme tarzı kalp krizi, katarakt, divertikülöz (genellikle doğuştan gelen ve kalınba­ğırsak duvarından dışa uzanan mukoza dolu ceplerin oluşumu) gibi sağlık risklerini azal­tır ve vücuttaki lipid seviyesini düşürür.

Endişe ve korkularımız
Anne ve babalar tüm hayatları boyunca çocukları için sağlıklı yiyecekler seçmeye çalışsa da, işleri oldukça zordur. %100 doğal olan bazı besin maddeleri bile (doğa olaylarının bir sonucu olarak ortaya çıkan) bazı kimyasal maddeler ve toksinler içerebilir. Vücudumuz bu tür kimyasalları bertaraf etmek üzere donatılmış bir sa­vaşçı gibidir. Ancak asıl sorun vücudun “detoksifikasyon” (zararlı kimyasalları vü­cuttan atma) sürecinde fazladan bir yükle karşı karşıya kalması ile ortaya çıkmak­tadır. Düzenli ve sağlıklı bir beslenme modeline dayanmayan sofralar kimyasallar­dan oluşan ve vücudu hasara uğratabilecek bir mayın tarlası gibidir.

Hepimiz her an kâbusu andıran beslenme hikâyeleri dinlemekteyiz. Bu ne­denle birçoğumuz artık hiçbir besinin sağlıklı olmadığını düşünmeye başladık. Şimdi içimizde bulunan korkuların nedenlerine bir göz atalım.

Organik Gıdalar

Gün geçtikçe artan gıda zehirlenmeleri ve bazı gıda maddelerinin zararlarına iliş­kin duyduğumuz ve okuduğumuz birçok haber kâbuslar görmemize neden olmak­tadır. Gıda paketlerinin üzerine yapıştırılan bilgiler zamanla daha kapsamlı ve bil­gilendirici bir hale getirilmişse de, satın aldığımız havuçların zirai ilaçlardan etki­lenip etkilenmediğinden ya da etini yediğimiz ineklere hormon ve antibiyotik ve­rilip verilmediğinden emin olamamaktayız.
Birçoğumuzun oldukça yoğun ve yorucu bir hayat akışının olduğunu göz önünde bulundurursak, çocuklarımıza verdiğimiz yiyecekleri kılı kırk yararak araştırmanın da ne kadar güç bir hal aldığını açıkça görebiliriz. Her şeye rağmen, çocuklarımızın yediği her türlü gıda maddesinin içeriğini çok iyi bilmemiz gerek­mektedir.
Bu konuda en büyük yardımcımız organik gıdalardır. Organik gıdalar oldukça pahalıdır, ancak çocuklarımıza yüksek kalitede yiyecekler sunmamızın da en önemli yolu organik gıdaları tercih etmektir. Gün geçtikçe daha çok insanın orga­nik gıdalara yönelmesi, organik gıda üretimini artırmıştır. Bu artışın sonucu olarak da organik gıda fiyatları yavaş yavaş düşmeye başlamıştır. Ayrıca organik gıda çe­şitlerinde de son yıllarda büyük bir artış görülmüştür. Tüm bu gelişmeler organik gıdaların geleceğine dair olumlu sinyaller vermektedir.

Neden organik?
■ Organik gıdalar beslenme tarzımızda yeni bir eğilim yaratmanın da ötesine geçmiştir -organik gıdalar geleceğin gıdasıdır. Organik gıdalar sorumlu birer tüketici olan biz ebeveynlerin tüketilen gıdaların içeriği konusunda bilinçlen­mesine katkıda bulunur. Organik meyve ve sebzeler çok sıkı denetimlerden geçerek üretilmektedir. Bir ürünün organik gıda etiketini (USDA Ulusal Orga­nik Program onay damgası, COAB Kanada Organik Biyolojik etiketi veya Amerikan Organik Üreticiler ve Tüketiciler mühürü) alması oldukça zordur.
m Organik gıdalar hiçbir kimyasal işleme maruz kalmadan tamamen doğal sü­reçlerden geçirilerek hazırlanır.

Organik Gıdalar
■ Organik sebzeler suni gübre ve zirai ilaçların etkisi altında kalmadan yetiştirilir; bu tür sebzelerin yetiştirildiği alanlar denetimden geçirilir. Organik sebze ve
«meyveler herhangi bir atık ya da pisliğin kaldığı alanlarda yetiştirilmez. Bu titiz­lik, daha çok hasılat toplama amacıyla uygulanmakta olan “suni gübreleme” usulüne dayalı yoğunlaştırılmış çiftçilik tekniklerinin de kullanılmasını engeller.

Organik gıda etiketini taşıyan hiçbir ürün radyasyon ışığı tekniğine ya da genetik değişim programına tabi tutulmaz.

■ Diğer gıdalarda kullanılan yüzlerce çeşit katkı maddesi, koruyucu maddeler, gıda dolgu maddeleri ve diğer kimyasallar organik gıdalar için kullanılamaz.Birçok katkı maddesinin kansere, hiperaktiviteye, uykusuzluğa, doğuştan gelen birçok hastalığa, sinirlilik haline, astıma ve alerjiye yol açtığı bilinmektedir.
■ Organik yem ve yiyeceklerle beslenen hayvanların etleri de sağlıklı olur. Orga­nik et satmak amacıyla beslenen hayvanların bulunduğu otlaklarda zirai ilaç­lar ve diğer kimyasal spreyler kullanılmaz.
a Organik et satmak amacıyla yetiştirilen hayvanlara (çok ciddi hastalıklar söz konusu olmadıkça) antibiyotik türü ilaçlar verilmez. Zorunlu olarak antibiyo­tiğin kullanıldığı durumlarda ise, antibiyotik verilen hayvan antibiyotik kulla­nımının hemen sonrasında kesilmez. Kesim için aradan belirli bir sürenin geçmesi beklenir ki bu da ilacın herhangi bir etkisinin kalmamasını sağlar.
■ Organik et amaçlı beslenen havyanlar genellikle otobur bir beslenme düzeni­ne sahip olduğundan, bu hayvanlara başka hayvanların leşleri ya da kalıntıla­rı yem olarak verilmez. Organik et amaçlı beslenen hayvanlar besinlerini do­ğal ortamlarında bulunan otlaklardan sağlar.
■ Organik et amaçlı beslenen hayvanlar bir ahır ya da kafese mahkûm yaşamak yerine açık alanlarda dolaşabilir, yemini çayır ve çimenden temin edebilir.
■ Organik gıdaların vitamin, mineral ve diğer besin öğeleri bakımından çok zen­gin olduğu söylenmektedir. Geçtiğimiz yıllarda bu konu bazı uzmanlar tara­fından tartışmaya açılmıştır. Organik gıdaların organik olmayan gıdalara oranla besin değeri bakımından çok büyük bir farka sahip olmadığı vurgulan­mıştır. Ancak olaya bir de şu şekilde bakalım: Doğal yollarla yetiştirilip doğal güneş ışığı ile olgunlaştıklarından (güneş ışığı meyve ve sebzelerin besin de­ğerini artırır), kamyonların soğutucularında veya marketierin raflarında aylarca bozulmadan kalabilsin diye koruyucu maddelerle spreylenmediklerinden ve suni gübre içermeyen topraklarda yetiştirildiklerinden organik besin mad­delerinden daha fazla yarar sağlayabiliriz. Ayrıca bunun için gösterilebilecek başka bir kanıtımız daha var: Aşağıda yer alan kutunun içindeki bilgileri dik­katle okuyun.
■ Yoğunlaştırılmış çiftçilik uygulamaları sonucunda, toprak daha fazla gübreye ihtiyaç duyar. Bu gübre maddeleri, yediğimiz meyve ve sebzeler vasıtasıyla bi­zi doğrudan etkiler. Ayrıca gübreli topraklarda otlanan hayvanların etini yedi­ğimizde de gübrenin etkisi doğrudan vücudumuza geçer. Gübre birçok nedenden dolayı insan sağlığı için tehlike arz etmektedir. Gübre rüzgârların da etkisiyle nehirlere sürüklendiğinde sudaki oksijen oranı azalır. Bunun nedeni gübrenin nehirlerde bulunan yosunları ve suda yaşayan otları süratle büyüt-mesidir. Gübre suda yaşayan balık gibi canlıların zehirlenerek ölmesine yol açar. Nitrat içeren gübreler yer altı sularına ulaşırsa, içme suyumuz kirlenmiş olur. Bu sorun ekilip dikilen arazilerde meyve ve sebze üretimini güçleştirir.

■ Çiftlik hayvanlarına çeşitli nedenlerle (örneğin, gelişimi hızlandırmak için) veri­len antibiyotikler, bu hayvanların etini tüketen insanları doğrudan etkiler. Vücu­dumuzdaki direncin bu tür antibiyotiklere karşı hızla gelişmesinden dolayı, kar­şılaştığımız başka bir hastalığın antibiyotikle tedavi edilmesi oldukça güçleşir. Ayrıca antibiyotiklere karşı direnç geliştiren bakteriler, et ile beslenen insanların vücuduna girer ve bu sorunun tedavi edilmesi bazen imkânsız hale gelir.

Organik gıdalara ilişkin bazı gerçekler ve istatistikler
■ ingiltere’de organik tarımın önderliğini yapan Toprak Mahsulleri Birliği organik bitkilerin daha çok besin değerine sahip olduğuna dair kanıtlar sunmuştur. Birlik ayrıca organik gıdaların diğer gıdalardan daha fazla “sekonder metabolit” içerdiğini tespit etmiştir. Se-konder metabolitler bitkilerin bağışıklık sistemini oluşturan ve insan vücuduna girdiğinde kanserle savaşmayı kolaylaştıran bir tür maddedir. Danimarka ve Almanya’da yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, organik gıdalar vitamin yönünden oldukça zengindir; bu nedenle organik gıdalarla beslenen insanlar besin değeri bakımından daha kazanç­lı çıkar. Suni ve kimyasal işlemlere dayanan yoğunlaştırılmış tarım metotları ise gıdaların içindeki besin değerini adeta söküp atar.
■ 1995 yılında, Amerikan Çevre Çalışma Grubu’nun yaptığı festin sonuçlarına göre, He­inz, Beech Nut ve Gerber markalı bebe mamalarının kavanozlarında belirli oranlarda zirai ilaç maddelerine rastlanmıştır. Bu markaların ürettiği bebe mamalarında tam on al­tı çeşit zirai ilaç kalıntısı bulunmuştur. Bu ilaçlardan sekizi kanserle yakından ilişkili olup, sekizi beyin fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir, ilaçlardan beş tanesinin ise hormonel faaliyetleri altüst ettiği bilinmektedir. Bebeklerin toksinlere ve kanserojen mad­delere karşı yetişkinlerden daha savunmasız olduğu göz önünde bulundurulursa, bebe­ğinize zirai ilaç tehlikesi taşımayan organik bebe mamaları yedirmenizi tavsiye ederiz.
■ Danimarka’da 1 994 yılında Mesleki Tıp Bölümü tarafından yapılan bir araştırmanın so­nucunda organik gıdalarla beslenen erkeklerin organik olmayan gıdalarla beslenen hemcinslerine göre iki kat daha fazla sperm sayısına sahip olduğu ortaya çıkmıştır.
■ Organik gıdalardaki C vitamini oranının çok yüksek olduğu ortaya koyulmuştur; ayrıca organik domateslerde normal domateslerde olduğundan daha fazla (%23 daha fazla) A vitamini tespit edilmiştir. A ve C vitaminleri kanser ve kalp hastalıklarını önleyici nite­likteki iki önemli antioksidandır.

Organik gıdaların maliyeti ve bütçemiz
Organik tarım için yapılan masraflar, geleneksel yollarla sürdürülen tarımcılık için yapılan masraflardan daha ağırdır. Çitçiler geleneksel tarımcılık için devletten süb­vansiyon alırken, organik tarımla uğraşan çiftçilere herhangi bir sübvansiyon ödemesi yapılmamaktadır. Organik çiftçilik dahilinde yetiştirilen hayvanlar çok bakımlı koşullarda bulunduğundan, bu bakım çiftçilere pahalıya mal olmaktadır. Oysa geleneksel hayvancılıkta hayvanlar ahırlarda sıkış tepiş bir halde yaşamakta ve bunun da çiftçi için çok fazla bir maliyeti olmamaktadır. Organik tarımcılık için açılan fonlar oldukça azdır. Suni ve kimyasal sistemlere dayanan yoğunlaştırılmış tarımdan elde edilen meyve ve sebzeler hepimiz için sağlık riski taşısa da, bu risk­leri taşımayan organik tarım maalesef çok az destek görmektedir. Nihayet birçok ülke geç de olsa organik tarımın farkına varmıştır, bu nedenle dünyanın birçok ül­kesinden organik gıda ithal edebilmekteyiz. Ancak ithal organik gıdalar çok da ma­kul bir çözüm değildir çünkü uzak mesafelerden taşınarak ülkemize ithal edilen gı­da maddeleri oldukça uzun süren yolculuklar sonunda tazeliğini kaybeder, hasar görebilir ve gördüğü hasar sonucunda besin değerini yitirir.
Organik tarıma olan talepler son yıllarda o kadar artmıştır ki bu artış organik tarım ürünlerinin fiyatlarında düşüşe neden olmaktadır. Bizler ne kadar çok orga­nik gıda tüketirsek, üreticiler de sürümden o kadar çok kazanır. Sonuç olarak da fi­yatlar hızla düşer.
Sınırlı bir bütçe ile organik gıda alabilmenin yolları
■ Öncelikli olarak yapmanız gereken şey çocuğunuzun en çok hangi gıdala­rı tükettiğini tespit etmek. Çocuğunuz elma yemeye bayılıyor ve en çok el­ ma yiyorsa, organik elma almanız yerinde bir seçim olacaktır. 12 yaşında­ki kızınız tost yemeyi çok seviyorsa, organik ekmek tercih edebilirsiniz. Sıklıkla yenilen belirli gıda maddelerinin organik olanlarını tercih ederse­niz, çocuğunuzu zirai ilaç, suni madde ve kimyasal ürünlerden uzak tuta­bilirsiniz.
■ Çocuklar çok fazla süt içerler; organik süt alırsanız normal bir sütün taşı­dığı tehlikeleri ortadan kaldırmış olursunuz.
■ Kimyasal usullere dayanan yoğunlaştırılmış çiftçilik metoduyla elde edi­len et, yumurta ve köklü sebzeler (örneğin, havuç ve soğan) kimyasal mad­delerden etkilendiği için büyük risk taşır. Çocuklar kimyasal atıklardan ve kimyasal kalıntılardan olumsuz etkilenirler. Bu nedenle daha güvenilir olan organik gıdaları tercih etmeniz uygundur. (Ayrıca, çocuğunuz için tek protein kaynağının et olmadığını bilmelisiniz, proteini et dışındaki besin­lerden de elde etmeye çalışınız).
■ Mümkün oldukça organik soya ürünleri almaya çalışın. Genetik değişime uğramış gıda maddelerinin zararlarını göz önünde bulundurursak, gene­tik değişime uğramamış olan organik ürünleri tercih etmek içinizi rahatla­tacaktır.
■ En önemli şey bütçenizin elverdiği kadar organik ürün almanızdır. Orga­nik olanlarını alamayacak kadar çok sebze ve meyve tüketiyorsanız, satın aldığınız meyve ve sebzeyi bol suyla tertemiz yıkayın. Hatta içinizin rahat etmesi için meyve ve sebze kabuklarını soyun. Meyve ve sebzelerin kabuk-larındaki zirai ilaç ve kimyasal kalıntılarını yok etmek için piyasaya sürü­len özel deterjanlar da vardır. Bu şekilde kimyasalların vücudunuza verdi­ği zararı en aza indirgemiş olursunuz.
■ Organik ürünleri açık pazarlardan veya ucuz manavlardan almaya çalışın. Süper ve hiper marketlerde satılan organik gıdalar daha pahalı olabilir. Or­ganik gıdalar satan firmalar eve servis yapıyorsa, bu hizmeti de deneyebi­lirsiniz. Bu şekilde, organik gıdalar çok taze iken ve market raflarında hiç bekletilmeden size ulaşmış olacaktır.
■ Sağlıklı bir beslenme tarzında yeterli miktarda meyve ve sebze yer almalı­dır. Bu nedenle çocuğunuz için hazırladığınız meyve ve sebze porsiyonla­rını artırırı. Çocuğunuza organik olmayan meyve ve sebzeler verseniz da­hi iyi yıkadığınız ve kabuklarını soyduğunuz takdirde bu meyve ve seb­zenin yararı oldukça fazladır.
■ Kanser araştırma dernekleri, kimyasal usullere dayanan yoğunlaştırılmış tarımcılıktan elde edilen meyve, sebze, kepek ve yulaf gibi gıda maddele­rinin taşıdığı riskleri öğrenen insanların organik gıdalar alamaması halin­de meyve ve sebze tüketimine tamamen son vereceği konusunda büyük bir endişe duymaktadır. Bu tür endişeler oldukça önemlidir. Organik gıda­lar çok değerli gıdalardır, ancak organik olmasa bile taze olan gıda madde­leri de sağlığımız için oldukça yararlıdır. Bu nedenle taze meyve ve sebze­leri sırf “organik değil” diye tamamen bırakmak oldukça yanlıştır. İşlem­den geçirilmiş gıda maddeleri en tehlikeli yiyeceklerdendir ve sağlığımız için büyük bir tehdit oluşturur. Bu nedenle işlenmiş yiyecekler yerine, or­ganik olmasa bile taze ve işlenmemiş olan yiyecekleri tercih etmelisiniz. Alabileceğiniz diğer tedbir ise çocuğunuza yedirdiğiniz gıdaların çeşidini mümkün olduğunca artırmaktır. Çocuğunuz bu sayede çeşit çeşit gıdalar­dan farklı farklı vitamin ve mineral alabilir. Çocuğunuz belirli bir gıda tü­rünü sıklıkla ve çok fazla oranlarda tüketiyorsa ve bu gıdanın üretiminde katkı maddesi ve zirai ilaç kullanılmışsa, büyük bir tehlike ile karşı karşıya-sınız demektir. Bu nedenle çocuğunuzun tek tip gıda maddesi ile beslen­mesine engel olmalısınız.

Hayatımızda Kahvaltının önemi

Birçok çocuk güne kahvaltıyla başlar ve kahvaltıyı takip eden ilk 10 saat içinde yi­yeceklere çok fazla ihtiyaç duymaz. Kahvaltı, çocukların kan şekerini düzenler; bu nedenle çocuk sağlığı için oldukça önemlidir.

Kahvaltı çocukların okulda gösterdi­ği performansı doğrudan etkiler. Uzmanlar sağlıklı bir şekilde kahvaltı eden çocuk­ların sabah saatlerinde daha başarılı olduğunu belirtmektedir. Kahvaltı eden ço­cukların hızı, etkiye tepki verme kabiliyeti ve problem çözme yeteneği gelişerek ar­tar. Kahvaltı eden çocuklar özellikle de sabah saatlerinde daha azimlidir. Kahvaltı etmeyen çocukların konsantrasyon düzeyi düşüktür. Kahvaltı etmeyen çocuklar standart başarı testlerinde kahvaltı eden çocuklardan daha düşük notlar alırlar. Düzenli olarak kahvaltı yapan çocukların beslenme tarzını kahvaltı yapmayan ço­cukların beslenme tarzı ile kıyaslayan araştırmacılar, kahvaltı öğününü atlayan ço­cukların bazı besin değerlerinden yoksun olduğunu bildirmiştir. Sabah kahvaltısı yapan çocukların yedikleri gıdalardan sağladıkları yararlar saymakla bitmez.
Dengeli bir kahvaltı (besin piramidinde gösterdiğimiz 5 gıdadan en az 3′ü) ile beslenen çocukların vücutlarına giren glikoz oranı çocukların düşünmesini, kon­santrasyonunu ve öğrenmesini sağlayan beyin fonksiyonlarının düzenli olarak ça­lışmasını sağlar.

bebek-yemek-saati
Çocuğunuz kahvaltı yapmak istemiyorsa…
Bazı çocuklar sabah uyandıklarında kendilerini aç hissetmezler. Bazı ço­cuklar ise sabah uyandıklarında huysuz olurlar ve yemek seçerler. Bunun nedeni kan şekeri seviyelerinin sabahları oldukça düşük olmasıdır. Sa­bahları yemek yememek için dökülen gözyaşları ve hırçınlıklar aslında bi­rer açlık belirtisidir. Kahvaltı sofrasını savaş alanına çevirmeyin. Çocuklar sabah kalkıp giyindikten sonra biraz zaman geçirirlerse kendilerini daha iyi hissederler ve sonra kendi istekleri ile sofraya otururlar.
■ Çocuğunuza kahvaltıda ne yemek istediğini bir gece öncesinden sorun ve kalktığında kahvaltısını hazır bulmasını sağlayın.
■ Çocuğunuz kahvaltıda klasik kahvaltı yiyeceklerini yemek zorunda değil­dir. Sebze gibi sağlıklı yiyeceklerle hazırlanmış bir dilim pizza, bir kâse sebze çorbası ya da bir adet sandviç de kahvaltı yiyeceklerinden sayılabi­lir. Önemli olan şey sofranıza rafine olmayan karbonhidratları dahil etmenizdir. Bu şekilde çocuğunuzun protein, mineral, vitamin ve yağ ile dengeli olarak beslenmesini ve kan şekeri seviyesinin tüm sabah vakti bo­yunca sabit kalmasını sağlamış olursunuz.
■ Çocuğunuz kahvaltısını evde yapmak istemiyorsa, yiyeceklerini paketle­yin ve eline verin. Okula giderken açlık hisseden bir çocuk, paketi derhal açar ve yolda kahvaltısını eder. Bir parça peynir, elma, minik bir yoğurt kutusu ve buğday ekmeğinden oluşan bir paketin aç bir çocuk tarafından okul yolunda ya da şemste açılarak tüketileceğinden emin olabilirsiniz. İyice pişirilmiş bir katı yumurta, bir adet mandalina ve buğdaydan yapıl­mış bir sandviç ekmeği de çocuğunuzun severek yiyeceği kahvaltı yiye­cekleri arasında yer alır. Çocuğunuzun yolda yemesi için küçük bir kutu müsli de hazırlayabilirsiniz. Ancak çocuğunuz kahvaltısını okula giderken yapacaksa, hazırlayacağınız muslinin içine süt koymayın: Dökülür.

Şekerli müsli
işlemden geçirilmiş ve bol şeker içeren kahvaltılık müsli çeşitlerine karşı dikkatli oiun. Bu tür gı­da maddeleri kan şekerini suni yollarla yükseltir. Bol şekerli bir müsli çeşidi ile kahvaltı eden bir çocuğun kan şekeri seviyesi daha öğlen vakti gelmeden düşer. Bu tür müsli çeşitlerinin be­sin değerleri çok düşüktür ve vücutta toksik birikime neden olur. Çocuğunuz kahvaltıda sadece müsli yiyor olsa bile, aşırı şekerli ve işlenmiş müsli çeşitlerini satın almayın. Evinizde farklı çeşit ve tatlarda şeker içermeyen ve işlemden geçirilmemiş müsli markalarını bulundurmaya çalışın. Çocuğunuz müslisinin içine şeker koymanız konusunda ısrar ederse, şeker kullanmak yerine, müsli kâsesinin içine bir adet muz dilimleyin ya da minik bir kutu meyveli yoğurt karıştırın.

İzdivaç’tan çoban buldu

Amasya’nın Taşova ilçesine bağlı Yeşilyurt köyünde çoban bulamayan bir köylü, özel bir televizyonda yayımlanan evlendirme programında gördüğü işsiz çifte iş verdi.

Yeşilyurt köyünde yaşayan 4 çocuk babası Hüseyin Tercan (62), yaklaşık 150 hanelik köylerinde genç nüfusun azalması nedeniyle son yıllarda çoban bulamadıkları için hayvanlarına bakmakta zorlandıklarını söyledi.

Özel bir televizyonda izlediği evlendirme programında nikahlanan ve programda işsiz olduğunu anlatan Ahmet Tekneci (47) ile eşi Nadiye Tekneci’ye (46) canlı yayını arayarak iş teklifinde bulunduğunu belirten Tercan, teklifini kabul eden çifti, düğünlerinin ardından köyüne getirdiğini söyledi.

Yaklaşık 20 gün önce işe başlayan ve büyükbaş hayvanlarına bakan çiftin çalışmasından memnun olduğunu belirten Tercan, şunları anlattı:

”Buralarda çoban bulamadık. Bulduğumuz da randıman vermiyordu. Televizyonda bir evlendirme programında gördüğüm ve sunucuya işsiz olduğunu söyleyen Ahmet Tekneci’ye canlı yayını arayarak iş teklifinde bulundum. Onlar da kabul etti. Düğünlerinden sonra köyümüze geldiler. Onlara kalacak yer verdim. Çalışmalarından memnunum. Maaşının yanı sıra sigortasını da yaptıracağım. İşe başlayalı yaklaşık 20 gün oldu. Köyümüzde işçi bulamıyoruz. Muhtarımız yılda 6-7 ay çalışacak çoban bulamıyor.”

Hakkında 2 yıl hapis istendi

Bir internet sitesinin yöneticisi Gülben Ergen’e hakaret suçundun hapis istemiyle yargılanacak

Şişli Cumhuriyet Savcısı Hasan Bölükbaşı bir internet sitesinin yöneticisi Tunç Erden Y. hakkında, sanatçı Gülben Ergen’e hakaret suçundan, 6 aydan 2 yıla kadar hapis talebiyle iddianame hazırladı. Savcılık tarafından hazırlanan iddianamede, Tunç Erden Y.’nin, sözü geçen sitede ‘Hangi ünlü şarkıcı dağdan inen PKK’lıyı şoför olarak işe aldı?’ şeklinde bir yazıya yer verdiği belirtildi. İddianamede, şüpheli Tunç Erden Y.’nin, alenen hakaret suçunu işlediği ileri sürüldü. Savcılık, Erdem Y.’nin “Hakaret” suçundan, 6 aydan 2 yıla kadar hapis talebiyle yargılanmasını istedi.


Arda Sevgilisine koştu

Galataray’ın Genç Yıldızı Arda Sevgilisini setten almak için yemeğini yarım bırakıp restorandan ayrıldı

Sezon sonunda ‘Atletico Madrid’ takımına transfer olması beklenen Galatasaraylı futbolcu Arda Turan önceki akşam Arnavutköy’de bulunan bir balıkçıda dostlarıyla birlikte yemek yedi. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru restorandan ayrılan Turan sevgilisi Sinem Kobal’ı setten alarak tekrar arkadaşlarının bulunduğu mekana geri döndü. Sevgilisi ve dostlarıyla birlikte balık keyfi yapan Turan’ın gece boyunca süren neşeli hali gözlerden kaçmadı.

Polat’ın tedbir talebine Red!

Galatasaray’da gerçekleştirilen mali genel kurulunda idari olarak ibra edilmeyen Adnan Polat mahkemeye başvurmuştu ancak mahkeme kararı durdurdu.

G.Saray Başkanı Adnan Polat ve 10 yöneticinin, mali genel kurulda idari açıdan ibra edilmemeleri üzerine açtıkları davada mahkeme, kararın yürütmesinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebini reddetti.

Bu arada Polat, Divan Kurulu üyesinin şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada dün “müşteki” sıfatıyla savcılığa ifade verdi. Polat’ın Mali ve İdari Genel Kurul ile ilgili savcılığa “İdari ibra ile yapılan oylamanın sağlıklı yapılmadığı” yönünde ifade verdiği öğrenildi..

Trabzon’da Zokora sesleri yükseliyor !

Şampiyonluk mücadelesi veren Karadeniz temsilcisi Trabzonspor, gelecek sezonun transfer çalışmalarına hız vermeye başladı.

Trabzonspor’un Sevilla’nın deneyimli orta saha oyuncusu Didier Zokora’yla ilgilendiği iddia edildi.

Fransa’da dün çıkan, Paris Saint Germain’in 30 yaşındaki oyuncuyu istediği yönündeki haberlerde bordo-mavililerin de ismi geçti. Sevilla’nın, Zokora için gelecek her türlü teklife sıcak bakacağının belirtildiği haberde, Fransız ekibiyle beraber Trabzonspor’un da Fildişili oyuncu için devreye girdiği ifade edildi. Tecrübeli oyuncuyu Bundesliga’dan Nürnberg ve Freiburg da istiyor.

Redknapp Arda için yolda.

Transfer sezonuna gelindikce Galatasaray’ın yıldız futbolcusu Arda Turan’ın talipleri de her geçen gün biraz daha artıyor.

İngiliz basını, Atletico ve Liverpool’un talip olduğu Arda için Tottenham menajeri Redknapp’ın da haftaya İstanbul’a geleceğini ileri sürdü.

Geçen yıl da istedi

İngiliz medyası, Tottenham’ın menajeri Harry Redknapp’ın haftaya İstanbul’a gelerek Arda Turan için G.Saray’la masaya oturacağını iddia etti. Redknapp geçen sezon da Arda’yı istemişti. Liverpool’un da Joe Cole’un yerine Arda’yı transfer etmeyi düşündüğü ifade edildi.

Başkan belli olsun
Arda için 12.5 milyon euro’luk teklif yapan Atletico Madrid yöneticisi Enrique Ramon ise G.Saray’la görüşmelerin devam ettiğini söyledi. Ramon, “Görüşmelerin iyi gittiğini söyleyebiliriz, ancak G.Saray’ın yeni başkanı belli olmadan transferde netlikten söz edemeyiz” dedi.