Aziz Nesin’in arşivi açılıyor

Aziz Nesin ölümünden sonra da eserler vermeye devam ediyor

Aziz Nesin ölümünden sonra da eserler vermeye devam ediyor. Yazarın ölümünden sonra geride bıraktığı özel arşivinde bir milyona yakın belge var. Ölümünden sonra on kitabı basılan Nesin’in arşivinde onlarca eser okurlarıyla buluşmayı bekliyor. Birkaç ay sonra yayımlanacak ilk proje ise Nesin’in çizgi romanları

20 Aralık Aziz Nesin’in doğum günü. Yaşasaydı bugün 96 yaşına basacaktı. 16 yıl önce aramızdan ayrılan Nesin’in kendi adını taşıyan vakfında tamamenyazara ait, yaşamı boyunca biriktirdiği, yazdıklarını kapsayan kişisel bir arşiv var. Bu arşivde bir milyon belge bulunuyor.

Arşiv, Aziz Nesin’in günceleri, 1965 yılından itibaren yurtdışı gezilerinde tuttuğu defterler, buralardan getirdiği anı – belgeler, mektuplaşmaları, yayımlanmış kitaplarının taslakları ve ilk nüshalarından oluşuyor. Aynı arşivde henüz yayımlanmamış öykü, roman ve yazıları ile yazmayı düşündüğü eserlere dair notlar da var. Arşivde ayrıca kitap kapaklarının orijinalleri, hatta Nesin’in kapaklar için kendi yaptığı kolajlar bile mevcut. 65-70 yılı kapsayan bu koleksiyon, sadece yazarın biyografisine değil, bir döneme tanıklık edebilecek nitelikte. Toplumsal tarih araştırmacıları, basın, edebiyat, yayıncılık, siyaset ve kültür hakkındaki çalışmalar için de hazine değerinde bir kaynak. Ancak bu hazine henüz gözlerden uzak. Ölümünden sonra yazarın on kadar kitabı basıldı, sözünü ettiğimiz arşivde ise bundan çok daha fazlası okurlarıyla buluşmayı bekliyor.

BEŞ ÇİZGİ ROMAN

Bu özel arşiv üzerinde zaten iki yıldır çalışma yapılıyordu. Ancak şimdi arşivler için özel olarak iki kişi görevlendirildi. Yapılan özel çalışmalar sayesinde günışığına çıkan ilk kitap geçen ay basılan Nesin’in “Sanat Yazıları” oldu. Tiyatro, yazarlık, edebiyat, sinema, karikatür, şiir gibi başlıklardaki yazıları içeren bu derleme, Nesin’in hiç yayımlanmamış ya da dergilerde kalmış yazılarından bir araya getirildi. Üzerinde çalışılan ve birkaç ay sonra yayımlanacak bir diğer proje çizgi romanlar.

Aziz Nesin, 50’li yılların ortalarından 70’lerin ortasına dek – arada kesintiler, ayrılıp geri dönmeler olsa da, Yusuf Ziya Ortaç’ın çıkardığı Akbaba Dergisi’nde çalıştı. Çizgi romanlar da ilk olarak Akbaba’da yayımlandı. Dönemin önemli çizerleri tarafından resimlenmiş, 1954 – 1960 yılları arasında tefrika edilmiş beş çizgi öykü: “Baba Mirası”, “Deniz Aslanı”, “Bilmemne Adası”, “Berber Nonoş” ve “Bayan Aynur ile Bay Buyur”. Bu beş çizgi roman elli yıllık uykularından uyandırıldı, temizlendi ve basıma hazır hale getirildi.

FUTBOL YAZARI AZİZ NESİN

Bir diğer proje ise Aziz Nesin’in futbol ve güreş yazılarını basmak. Arşiv sorumlularından Esin Pervane şöyle konuştu: “Birçoklarına tuhaf gelebilir, Nesin 1963 – 64 yıllarında Akşam gazetesinde spor yazarlığı da yapmış. Futboldan hiç anlamamasına rağmen… Nesin’in eleştirel ve komik üslubuyla kaleme alınmış bu yazılara, futboldan başka her şeyden bahseden futbol yazıları denebilir.

Futbol yazılarının Akşam Gazetesi’ndeki başlığı “Futbolcuyuz Futbolcu”. Aynı zamanda ‘ne sağcıyız ne solcu, futbolcuyuz futbolcu’ sözünü dilimize kazandıranın da Aziz Nesin olduğunu belirtmekte fayda var. Gene 1960’larda gazeteci olarak gittiği Kırkpınar’da yazdığı güreş yazıları da sporun yanında sosyal ve siyasal gözlem, eleştiri ve göndermelerle dolu.”
AA

HSYK üyelerinden Kılıçdaroğlu’na tepki

HSYK üyeleri Çiçekli ve Aydın, Kılıçdaroğlu’nun ”Kayseri Büyükşehir Belediyesindeki yolsuzluk dosyalarınınkapatılması için HSYK üyeleri devreye girmiştir” şeklindeki iddialarına tepki gösterdi.

HSYK üyeleri Prof. Dr. Bülent Çiçekli ve Avukat Ali Aydın, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ”Kayseri Büyükşehir Belediyesindeki yolsuzluk dosyalarınınkapatılması için HSYK üyeleri devreye girmiştir” şeklindeki iddialarının ”hayal mahsulü bir yakıştırma” olduğunu ve gerçekleri yansıtmadığını bildirdi.

Çiçekli ve Aydın imzasıyla yapılan açıklamada, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir gazeteye verdiği, ”Kayseri Büyükşehir Belediyesindeki yolsuzluk dosyalarınınkapatılması için HSYK üyeleri devreye girmiştir” şeklindeki beyanatı üzerine açıklama gereği duyulduğu belirtildi.

HSYK tarafından 25 Ekim’in içinde bulunduğu haftanın ”Adalet Günü” etkinlikleri olarak kutlanmasına karar verildiği ve bu doğrultuda aralarında Kayseri, Eskişehir, Çanakkale, Trabzon, Konya, Adana, Antalya, İzmir ve Malatya’nın bulunduğu illerde yargı günü etkinlikleri düzenlendiği ve çeşitli Kurul üyelerinin bu illerdeki etkinliklere katıldığı ifade edildi.

Bu programlar kapsamında, Kurul üyeleri Prof. Dr. Bülent Çiçekli ve Avukat Ali Aydın Kayseri’deki etkinliklere katıldığı, söz konusu program çerçevesinde İstanbul’daki Uluslararası Sempozyumdan sonra 26 Ekim gece uçağı ile Prof. Dr. Bülent Çiçekli’nin, 27 Ekim sabah uçağı ile Av. Ali Aydın’ın Kayseri’ye geçtiği ve 27 Ekim günü daha önceden planlanan faaliyetlere birlikte katıldıklarıkaydedilen açıklamada, şöyle denildi:

”Bu kapsamda, Adliye ziyareti yapılarak Adliyede bulunan hakim ve savcılarla toplu olarak görüşülmüş, daha sonra üniversite öğrencileri, öğretim üyeleri, hakim ve savcılar ile Baro Yönetim Kurulu’ndan temsilcilerin katılımıyla bir panel düzenlenmiş ve diğer sosyal etkinlikler gerçekleştirilmiştir. 28 Ekim günü Kayseri’den ayrılarak Ankara’ya dönülmüştür. 27 Ekim tarihinde gerçekleştirilen programın içerik ve seyri bu şekilde cereyan etmiş olup söz konusu programın bunun dışında devam eden hiçbir soruşturmayla ilgili herhangi bir gündem ve amaç taşıması söz konusu değildir.

Bu nedenle Sayın Kılıçdaroğlu tarafından bir gazetede ileri sürülen ‘HSYK üyesi tebligat yazılana kadar orada bekliyor. Biz tebligatların yapılmasını bekliyoruz. Sonra gereğini yapacağız’ biçiminde aktarılan iddia, hayal mahsulü bir yakıştırma ve gerçekleri yansıtmayan bir iddiadır.

AA

 

‘Öcalan adamımızdır, bırakın’ diyen General

AK Parti Gaziantep Milletvekili Gazeteci Yazar Şamil Tayyar Kürt Sorunu’na yönelik çözüm arayışlarının, sonuç vermeye başladığı her dönemde karanlık güçler tarafından engellendiğini söyledi.

Fatih Üniversitesi Araştırmacı Fatihliler ve Akademisyenler Kulübü’nün konuşmacı olarak davet ettiği Gazeteci-Yazar ve Milletvekili Şamil Tayyar yakın tarihler ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ergenekon ve PKK gibi örgütlenmelerin bazen dış güçler bazen de devlet eliyle yapılandırılarak ülkenin gücünün azaltıldığını ifade etti. Bu yapılanmalar içerisinde tetikçilerin değil, tetikçiliğe teşvik edenlerin araştırılması gerektiğini söyledi.

Şamil Tayyar, 1971 muhtırasından sonra Abdullah Öcalan’ın öğrenci eylemi yaptığı gerekçesi ile gözaltına alınarak 6 ay cezaevinde yattığını ve daha sonra serbest bırakıldığını ifade etti. Tayyar, “Savcıların Öcalan hakkında verdiği iddianamelerin esas alınması durumunda Öcalan’ın daha uzun süre hapiste kalması gerekirdi. Ancak, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Turgut Sunalp arıyor ve Öcalan adamımızdır, serbest bırakın diyor ve iddianame değiştiriliyor.’’ dedi.

Şemdin Sakık’ın, ‘Kürt Ergenekonu’ adlı kitaba yönelik kendisine mektup yazdığını söyleyen Şamil Tayyar, “PKK ve KCK örgütlerinde bu kitap büyük bir rahatsızlık yaratıyor. PKK ve destekçi uzantıları doğu ve güneydoğunun bazı illerinde kitabımı yasaklamış. Kitapçılardan kitaplarımı toplayarak okunmasını engellemeye çalışıyor. Bu kitabın tepki toplamasının esas sebebi de derin devlet ile PKK arasındaki ilişkinin ortaya konmasıdır. Uğur Mumcu’nun yarım bıraktığı işi Şamil Tayyar devam ettiriyor diyorlar. Mumcu bu yüzden öldürülmüştü. Biz PKK ve Ergenekon’un kardeş olduğunu söylüyoruz. Madem bu kadar tepki var, doğru iş yapıyoruz demektir.” diye konuştu.

Türkiye’nin geçmişten getirdiği düşmanlarının ve komşularının Türkiye üzerinde menfaate dayalı planlarının olduğunu belirten Tayyar, komşularımızın ve özellikle İran’ın PKK konusunda samimi olmadığını ve destek verdiğini ifade etti. Tayyar, “PKK’nın destekleyen 36’ya yakın ülke var. Oldukça derin olan bu yapıların da Türkiye üzerinde hesabı var.” diye konuştu.

AA

 

CHP’den İzmir’de ‘Cumhuriyet Mitingi’

CHP Sözcüsü Güler, CHP’nin Türkiye’deki gelişmeleri hep birlikte dile getirmek üzere 4 Aralık Pazar günü İzmir’de bir ‘Cumhuriyet Mitingi’ düzenleyeceğini açıkladı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Birgül Ayman Güler, partisine bağlı belediyelerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında CHP’li belediyeler ve Alman Vakıflarına yönelik sözleriyle nedeniyle tazminat talebiyle dava açacaklarını söyledi.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.

Güler, toplantının ardından açıklamalarda bulunarak gazetecilerin sorularını yanıtladı.

MYK toplantısında, Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Brüksel ziyareti ve PES Kurultayı’na katılımının değerlendirildiğini belirten Güler, ”PES ve ve CHP ortak bir çalışma yapma kararı verdi. Bu ortak çalışmanın en temel sonucu bir ortak açıklama olacak. Ortak açıklama tutuklu milletvekilleri, tutuklu gazeteciler, uzun tutukluluk süreleri, basın özgürlüğü bakımından Türkiye’nin çok kırık olan notu temel olmak üzere temel hak ve özgürlükler temeline inşa olacak bir çalışmanın açıklaması” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun ziyareti sırasında CHP ile Avrupa Birliği Komisyonu’nun daha düzenli ve sürekli bir iletişim mekanizması oluşturması kararı alındığını da ifade eden Güler, Avrupa Birliği Komisyonu ile ortak çalışmalara 2012 yılı Ocak ayından itibaren başlanacağını da aktardı.

-”Karşımızda gördüğümüz şey, Meclis kaçkınlığı”-

Güler, Kılıçdaroğlu’nun Brüksel ziyareti sırasında Türkiye’de basın özgürlüğüyle ilgili yeni bir durum yaşandığını ifade ederek, şunları kaydetti:

”Ne yazık ki orada Norveç Savunma Bakanı ile Genel Başkanımız arasında bir tartışma çıktığı haberi yayıldı. O tarafımızdan yalanlandı. Ancak ilginç şekilde bu yalanlama tatmin edici gelmedi, öyle görünüyor. yalanlamayı taraflardan diğeri Norveç Savunma Bakanı da yaptı yazılı olarak. Bizim gözlemimiz şudur; bizim yaptığımız yalanlama kuşkuyla karşılanırken Norveç Savunma Bakanı’nın yaptığı yalanlama da ajanslarda, gazetelerin internet sitelerinde iki saat süreyle kaldı ve sonra arşive atıldı, hızla. Oysa bu olayın iki tarafı görüşlerini açıklamışlar. Biz beklerdik ki basın mensuplarından dezenformasyona gösterilen ilgi kadar, gerçek habere de ilgi gösterilsin.”

Güler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP’li belediyeler ile Alman Vakıfları arasındaki ilişkiye yönelik sözlerini de hatırlatarak, bu konuda Erdoğan hakkında verdikleri gensorunun ön görüşmesinin Meclis TV’nin yayın yapmadığı bir saatte yapılmasına tepki gösterdi.

Başbakan Erdoğan’ın hakkındaki gensorunun ön görüşmesine katılmadığını, onun adına söz alanların da CHP’nin iddialara ilişkin sorulara yanıt veremediğini ileri süren Güler, ”Bizim sorumuz hala açıkta ve gördüğümüz şey karşımızda Meclis kaçkınlığı. Sayın Başbakan’ın kendisi hakkında verilmiş bir gensoruya cevap vermek üzere yüce Meclis’e gelmemesi, görevlendirdiği kişilerin de konuyla ilgili hiçbir açıklama yapmaması ileri sürülen sözlerin iftira olduğunun kanıtıdır” diye konuştu.

Hala bir açıklama beklediklerini kaydeden Güler, ”Bizim tüm belediyelerimiz tek tek Sayın Başbakan hakkında tazminat talebiyle davalarını bugünden itibaren açmaya başlıyorlar” ifadesini kullandı.

Güler, CHP’nin Türkiye’deki gelişmeleri hep birlikte dile getirmek ve buna karşı olduğunu söylemek üzere 4 Aralık Pazar günü İzmir’de bir ”Cumhuriyet, Demokrasi ve Özgürlük Mitingi” düzenleyeceğini de açıkladı.

Güler, 30 Kasım Çarşamba günü CHP milletvekili Mustafa Balbay’ın tutukluluğunun 1000′inci günü olduğunu belirterek, İzmir’de gerçekleştirilecek ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun da katılacağı mitingde Balbay temelinde hak ve özgürlük talebinde bulunacaklarını belirtti.

Balbay’ın tutuklu milletvekillerinin ve gazetecilerin ve neyle suçlandıklarını bilmeden hapiste tutulan üst düzey belediyecilerin temsilcisi olduğunu ifade eden Güler, ”Biz Mustafa Balbay’ın 1000′inci günün utancında AKP iktidarının Türkiye’deki bu bozuk karnesini bir kez daha haykıracağız” dedi.

Türkiye’de basın özgürlüğünün de ihlal edildiğini ileri sürerek, mitingde buna da tepki göstereceklerini belirterek, basından kendilerine destek olmalarını istedi.

Güler, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Bir soru üzerine Dersim tartışmalarına ilişkin parti içi kararların daha önce alındığını ve milletvekillerinin savunmalarına ilişkin sürecinin sürdüğünü söyledi.

AA

 

Cumhurbaşkanı Gül, 2 hükümlüyü affetti

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, sürekli hastalıkları bulunan iki hükümlüyü affetti.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamada, “Sayın Cumhurbaşkanımız, Adlî Tıp Kurumu’nca saptanan sürekli hastalık hali nedeniyle hükümlü Abdulkadir Demir’in, sürekli hastalık ve sakatlık hali nedeniyle de hükümlü Mehmet Akdoğan’ın kalan cezalarını, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 104′üncü maddesi uyarınca kaldırmışlardır.” denildi.

AA

 

 

CHP ‘Cumhuriyet Mitingi’ düzenleyecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Birgül Ayman Güler, 4 AralıkPazar günü İzmir’de ‘CumhuriyetÖzgürlük ve Demokrasi Mitingi’nin düzenleneceğini açıkladı.

Güler, “Bu mitingle Çarşamba günü, iddianamesiz, suçsuz bininci gününü dolduran Mustafa Balbay temelinde, hakları talep edeceğiz.” dedi.

Birgül Ayman Güler, MYK toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, Türkiye’deki gelişmeleri hep birlikte dile getirmek ve buna karşı olduklarını söylemek üzere bir miting düzenleme kararı aldıklarını söyledi.

4 Aralık’ta İzmir de Cumhuriyet, Demokrasi ve Özgürlük Mitingi düzenleyeceklerini kaydeden Güler, “Bu mitingde asıl olarak Çarşamba günü iddianamesiz, suçsuz bininci gününü dolduran Mustafa Balbay temelinde, hakları talep edeceğiz. Mustafa Balbay, 30 Kasım’da tutukluluk süresinin bininci gününü dolduracak. Bu demokrasi ayıbını gücümüz yettiği ölçüde dile getirdik. Artık uluslar arası dünya da Türkiye’de yaşanan haksızlığı gördü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçları, Türkiye’de yargılamayı sakatlayan bu uzun tutukluluk sürelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına aykırı düştüğü açıklamalarını yaptı.” diye konuştu.

Cumhuriyet, demokrasi ve özgürlük talebinde bulunacaklarını söyleyen Güler şöyle devam etti: “Mustafa Balbay, Türkiye’de yargı alanında yaşanan adaletsizliğin temsilcisidir. Çok sayıda tutuklu milletvekilinin, tutuklu gazetecinin temsilcisidir, aynı zamanda 22 Kasım günü İzmir’de yaşadığımız gibi niye tutuklandıklarını bilmeden hapiste tutulmaya devam eden üst düzey belediyecilerin temsilcisidir. Biz Mustafa Balbay’ı, bininci gününün utancında, AKP iktidarının bozuk karnesini bir kez daha haykıracağız.”

Güler, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Norveç Savunma Bakanı Espen Barth Eide ile tartıştığı haberine değindi.

Her iki taraftan da yalanlama geldiğini söyleyen Güler, “Bizim yaptığımız yalanlama kuşku ile karşılanırken, Norveç Savunma Bakanı’nın yaptığı yalanlama da ajanslarda, internet sitelerde iki saat süreyle kaldı, sonra arşive atıldı. Dezenformasyona gösterilen ilgi kadar gerçek habere de ilgi gösterilsin.” dedi.

Güler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı CHP’li belediyelerin Alman vakıflarından aldıkları kaynakları PKK’ya aktardığı yönünde açıklama yaptığını, bu belediyelerin hangileri olduğunu sorusuna ise cevap alamadıklarını dile getirdi.

Güler, “Başbakan’ın kendisi hakkında verilmiş bir gensoruya cevap vermek üzere yüce Meclis’e gelmemesi yönlendirdiği kişilerin de konuyla ilgili hiçbir açıklama yapmaması ileri sürülen sözlerin iftira olduğunun kanıtıdır. Biz açıklamayı halen talep ediyoruz. Anlaşılıyor ki, TBMM’nin yüce salonu bu açıklamayı almaya yeterli değil.” diye konuştu.

Güler, CHP’li belediyelerin Başbakan hakkında tazminat talebi ile dava açmaya başlayacağını aktardı.

Basın özgürlüğünün aynı zamanda halkın yöneticiler ve yönetim hakkında haber alma özgürlüğü olduğunu kaydeden Güler, “Dolayısı ile TBMM üzerinde uygulanan bu bastırma operasyonu ve basın yayın organları üzerinde çeşitli yöntemlerde uygulanan susturma operasyonu Türkiye’nin özgürlük sorundur. Basın özgürlüğü 4 Aralık 2011 mitinginde gündeme getireceğimiz bir diğer ana tema olacak. Tüm basın yaygın organı sahiplerinden ve muhabirlerinden bu çağrıyı çok yakından hissederek duymalarını talep ediyoruz. Türkiye bu yanlıştan kurtarılmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Güler, mitingle ilgili bir soru üzerine, “Genel Başkanımızın başkanlığında yapılan bir miting olacak. Milletvekillerimiz cumhuriyet, demokrasi ve özgürlük diyen kitlenin önderliğini yapacaklar.” şeklinde konuştu.

AA

Dışişleri: Suriye’ye güven kalmadı

Dışişleri Bakanlığının yayımladığı dış politika değerlendirmesindeAnkara’nın “Suriye yönetimine karşıgüven duyma imkanının kalmadığı” vurgulandı.

Bakanlığın 2012 yılına ilişkin dış politikakitapçığında Türkiye’nin tüm çabalarına rağmen Suriye yönetiminin halkın demokrasi, hürriyet, insan hakları, iyi yönetişim ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlere sahip olma arzusu karşısında gerekli adımları atmadığı, bu talepleri silah zoruyla bastırmaya çalıştığı belirtildi.

Gelinen noktada Suriye yönetiminin halkına karşı silahlı mücadeleye girdiğine, reform konusunda istekli olmadığına ve türlü oyalama taktikleriyle bu konuyu gündemden düşürmeye çalıştığına işaret edilerek şöyle denildi:

“Bu durum karşısında Suriye yönetimine karşı güven duyma imkanımız kalmamıştır. Bu süreçte Türkiye, Suriye halkının yanında durmaktadır. Suriye’de sürecin bundan sonra nasıl şekilleneceği konusunda kesin bir öngörüde bulunulması mümkün olmamakla birlikte dini, mezhepsel veya etnik temelli bir iç savaş çıkması olasılığının ne pahasına olursa olsun engellenmesi önem taşımaktadır.”

Bu bağlamda Arap Birliğinin çeşitli koşulların karşılanmasını müteakip Suriye yönetimi ile muhalefet arasında ulusal diyalog toplantısı düzenlemesi yönünde çözüm önerisinin desteklendiği ve bu önerinin ülkede akan kanın durmasını sağlaması, halkın meşru taleplerinin karşılanmasına yönelik siyasi geçiş sürecinin önünü açmasının temenni edildiği hatırlatıldı.

Suriye yönetiminin öneriyi kabul ettiğini açıklamasına rağmen ülkede halka karşı şiddet eylemlerinin devam ettiği vurgulanarak, “Arap Birliği’nin 12 Kasım 2011 tarihli toplantısında alınan Suriye’nin üyeliğinin askıya alınması yönelik karar tarafımızdan yerinde bir adım olarak değerlendirilmiştir. Ülkemiz süreci yakından izlemeye ve başta bölgesel aktörler olmak üzere ilgili taraflarla koordinasyonunu sürdürmeye devam edecektir” denildi.

Suriye’de halkın beklentileri doğrultusunda sağlıklı bir geçiş sürecinin başlatılabilmesi için etkin ve kapsayıcı bir muhalefetin ortaya çıkması gerektiğine inanıldığı da belirtilen kitapçıkta, “Demokrasilerin temel unsuru çoğulculuk ve çoğulculuğun gerektirdiği etkin bir muhalefetin varlığıdır. Bu anlayış doğrultusunda Suriyeli muhalif gruplarla temaslarımız, hiçbir siyasi, etnik, dini ve mezhep grubunun çıkarı ve bu gruplar arasında herhangi bir ayrım gözetilmeksizin sürdürülmektedir” denildi.

Muhalif gruplarla ilk resmi temasların Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 17 Ekim 2011 tarihinde Suriye Ulusal Konseyi temsilcilerini kabulü ile başladığına işaret edildi.

Suriye ordusunun müdahale etmesi üzerine Türkiye’ye sığınan Suriye vatandaşlarının sayısının Kasım ayı itibariyle 7 bini aştığı kaydedilen kitapçıkta, Suriyelilerin Hatay’da kurulan 6 çadırkentte misafir edilmeye devam ettiği belirtildi.

Çadırkentlerdeki misafirlerin kış koşullarından olumsuz etkilenmemesi için gerekli çalışmalar ve düzenlemelerin yapıldığına dikkat çekilerek Suriye’de olaylar nedeniyle zor durumda kalabilecek ve Türkiye’ye geçmek isteyebilecek kişilere kapıların açık olduğu mesajının da dile getirilmeye devam ettiğine işaret edildi.

AA

Bu çadırkentlerin, Suriyelilerin Türkiye’ye sığınmasına asli sebebi olan Suriye yönetimini rahatsız ettiğinin müşahede edildiği dile getirilen kitapçıkta, “Bu rahatsızlık Suriye yönetimince ülkemize yönelik olarak başlatılan çirkin kara propaganda kampanyasından da anlaşılmakta olup buna karşı uluslararası toplum nezdinde gerekli bilgilendirme yapılmaktadır” denildi.

Arınç’dan İbrahim Şahin açıklaması

Bakanlar kurulu’nda ele alınankonularla ilgili Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç açıklamalarda bulundu. Bakanlar, TRT için yine Şahin’i tercihetti.

Hükümet sözcüsü, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısında ”bedelli askerlik” konusunun gündeme gelmediğini belirterek, ”bedelli askerlik konusunda bir düzenleme yapılacağını, burada temel göstergenin Türk Silahlı Kuvvetlerin (TSK) asker ihtiyacı olduğunu” dile getirdi.

Arınç, bu konudaki açıklamanın ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanacağını söyledi.

Bakan Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısına ilişkin açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Kamuoyundaki ifadesiyle ”bedelli askerlik” konusunda yapılan çalışmanın ayrıntılarının sorulması üzerine Arınç, şu yanıtı verdi:

”Bugünkü Bakanlar Kurulu gündemimizde bu konu yoktu. Çünkü öncelikli olan hususları değerlendirmeye alıyoruz. Tabii bu arada basınımızın, ben de sabah saatlerinde bütün televizyonları izlediğimde, Ankara gündemine kulak kesildiğimde, gazetelerin birkaç günde yaptıkları yayınları izlediğimde; bu konu üzerinde farklı beklentilere yol açabilecek haberler yayınlanıyor. Bunların bir kısmı kulis haberleri, bir kısmı belki verilere, bilgiye dayanan haberler. Ama büyük bir hassasiyet taşıyan bu konuda, beklentileri köpürtmemek, yanlış yönlere sevk etmemek ve böyle bir düzenleme olacaksa, bunun sonucunu sabırla beklemek durumundayız. Çünkü bu konu, kim tarafından konuşulursa konuşulsun, belli yönlere çekilmekte, belki bizler de belli yönlere çekilebilecek cümleler kullanmaktayız.

Bu konu üzerinde benim söyleyebileceğim şudur; bilgim dahilinde olanı söyleyeyim; bedelli askerlik konusunda bir düzenleme yapılacaktır. Bu düzenlemedeki temel gösterge, Silahlı Kuvvetlerimizin asker ihtiyacıdır. Bugüne kadar olduğu gibi bu düzenleme içinde de Genelkurmayımızın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, asker ihtiyacı birinci derecede dikkate alınacaktır. Ancak, bedelli askerlik konusunda bir düzenleme yapılırken, siyasi kararı hükümetimiz verecektir. Yaş sınırının ne olacağı, bedel noktasında miktarın ne olarak düzenlenebileceği ve buna ilişkin detaylı bilgiler veyahut da kanun metninde yer alacak hususlar bizzat Sayın Başbakanımız tarafından açıklanacaktır.

Bu konu ne olur bir daha bize, bir başkasına sorularak dikkatleri başka tarafa dağıtmadan, beklentileri farklı yönlerde odaklaştırmadan, o insanlarımızın hassasiyetlerini düşünerek, büyük ümit ve hayaller içinde olmamalarını özen göstermemiz lazım. Şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum; bedelli askerlik konusunda, bu isimli söylendiği için söylüyorum, bir düzenleme yapılacaktır. Bu düzenlemenin kapsamı yaşı ve diğer şartları kanun tasarısında gösterilecektir. Elbette, bugüne kadar olduğu gibi TSK’nın asker ihtiyacı önemle dikkate alınacaktır. Bütün bunları bir araya getirecek düzenlemeyi de sanıyorum çok daha büyük vakit geçmeden Sayın Başbakanımız bizzat açıklayacaktır.

Bakanlar Kurulunun gündeminde olmamasına rağmen, Sayın Başbakanımızından ve ilgililerden aldığım bilgi bu noktadır.”

Başbakan Yardımcısı Arınç, Kadın ve Aile Bakanı Fatma Şahin’in bir tasarı getirdiğini ve konunun taslak halinde olduğunu söyled.

Van’da 644 kişinin hayatını kaybettiğini anlatan Arınç, Beşir Atalay başkanlığında Van’la ilgili çalışmalar yapıldığını vatandaşların tüm ihtiyaçlarının giderilmesi için çalıştıklarını söyledi.

Van depreminde sakat kalanlarla ilgil bazı yasal düzenleme yaptıklarını ve medikal ihtiyaçların daha kolay temini yoluna gideceklerini söyleyen Arınç Başbakan Erdoğan yarın konu ile ilgili açıklama yapacağını söyledi.

TRT Genel Müdürlüğü ile ilgili İbrahim Şahin yeniden atanmasıyla ilgili Bakanlar Kurulu’nun gerekli imzaları attığını söyledi.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca hazırlanan, Van depreminden etkilenenlere yönelik kanun tasarısının Bakanlar Kurulunda ele alındığını belirterek, ”Van’da meydana depremler sonucunda malul kalan ve ölen sigortalılarla bunların hak sahiplerine olumlu anlamda maaş bağlanması ve bunlar için öngörülen birtakım tıbbi imkanlardan katılım payı alınmaması, kanunun bir maddesi değiştirilerek gündeme getirilmektedir” dedi.

Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın Bakanlar Kurulunda sunum yaptığını söyleyen Arınç, Başçı’nın, Türkiye’de 2008 küresel krizi sonrasında başlayan güçlü ekonomik toparlanmanın devam ettiğini, gelişmiş ülkelerdeki toparlanmanın ise oldukça zayıf seyrettiğini belirttiğini kaydetti.

Arınç, Başçı’nın, Türkiye’de kısa vadeli sermaye akımlarına karşı son 1 yılda alınan tedbirlerin amacına ulaştığını, cari açıktaki hızlı artış eğiliminin 2011 yılının son çeyreğinden itibaren kontrol altına alındığını, cari açığın finansman kalitesindeki iyileşmesinin devam ettiğini aktardığını söyledi.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in de ”Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarısı” taslağıyla ilgili bilgi verdiğini belirten Arınç, konunun taslak olarak tartışıldığını, taslağın çok kapsamlı olduğunu ve henüz tasarıya dönüşmediğini ifade etti. Arınç, taslağın en kısa sürede tasarı haline getirilip TBMM’ye sevk edilmesi konusunda görüş birliğine varıldığını bildirdi.

Bakanlar Kurulu gündeminin ana maddelerinden birisinin de Van depremiyle ilgili yaşanan gelişmeler olduğunu söyleyen Arınç, depremde şu ana kadar 644 kişinin hayatını kaybettiğini, 252 kişinin enkaz altından kurtarıldığını anımsattı. Arınç, bölgede 71 bin 390 çadır dağıtıldığını ifade ederek, ”Son 1999 depreminde dağıtılan çadırlardan birkaç misli daha fazladır. Bu konuda büyük bir sıkıntı yaşanmadığını biliyoruz. Depremin yaralarını sarmak için aldığımız ilave tedbirler de hem yurt içi hem yurt dışı katkılarla şu anda süratle devam etmektedir” diye konuştu.

Van Valisi Münir Karaloğlu’nun gazetecilerle bazı bilgileri paylaştığını belirten Arınç, ”Bu açıklamalarda gösterilen hususlar da hem Bakanlığımızın hem de AFAD’ın takibi altındadır. Süratle eksikler giderilmekte ve bunlar kamuoyuna açıklanmaktadır” dedi.

-Ölenlerin yakınlarına ve sakat kalanlara maaş bağlanması-

Bakanlar Kurulunda ele alınan diğer bir konunun Van depreminden zarar görenlere yönelik tedbirler olduğunu bildiren Arınç, ”Van depreminden zarar görenlerle ilgili olarak geçmişte aldığımız bazı tedbirler vardı. Esnaf ve sanatkarlara, çalışanlara, çalışamayanlara ve vergi borçlarının ertelenmesine yönelik olarak. Bu kez Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız çok önemli bir kanun tasarısını Bakanlar Kurulunda imzaya sundu” ifadelerini kullandı.

İmzaları tamamlanan bu tasarının yarın TBMM’ye sevk edilmesinin beklendiğini ifade eden Arınç, ”Bu kanun tasarımızda çok önemli bir katkıyı da Van depreminde zarar görmüş, vefat etmiş insanlarımız için kullanacağız” diye konuştu.

Arınç, tasarının tek maddesinde, ”23.10.2011 ve 9.11.2011 (1. ve 2. Van depreminde) tarihlerinde meydana gelen depremler sonucunda malul kalan (çalışma gücünü kaybeden) veya ölen sigortalılar ile bunların hak sahiplerine, kanunda öngörülen prim, hizmet ve sigortalılık sürelerine ve 4. maddenin birinci fıkrasının b bendi kapsamındaki sigortalılar için aranan prim ve prime ilişkin borcu olmamasına ilişkin şartlar aranmaksızın daha uygun koşullarda aylık bağlanması, bağlanan aylıkların artırılması, kesilmesi veya yeniden bağlanması konusunda 5510 sayılı kanun hükümlerinin esas alınmasıyla depremlerde yaralanan veya sakat kalanlara verilecek protez, ortez, araç ve gereç bedelleri için katılım payı alınmaması amaçlanmaktadır” hükmünün yer aldığını bildirdi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, bu konuda bilgi verirken bazı teknik tabirler kullandığını ifade ederek, ”Bunun özeti şudur; Van’da meydana gelen başından bu yana depremler sonucunda malul kalan ve ölen sigortalılarla bunların hak sahiplerine olumlu anlamda maaş bağlanması ve bunlar için öngörülen birtakım tıbbi imkanlardan katılım payı alınmaması, kanunun bir maddesi değiştirilerek gündeme getirilmektedir. Bu da Van depreminde mağdur olan insanımız için çok önemli katkı sağlayacaktır” dedi.

Van depremiyle ilgili ayrıca, halkın çiftçisinden işçisine kamu görevlilerinden sivil vatandaşlara kadar pek çoğunun taleplerini karşılayabilecek, ihtiyaçlarını giderebilecek her konuda alınan tedbirlere ilaveten, yarın AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yarınki grup toplantısında kapsamlı açıklamalar yapacağını belirten Arınç, Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığının söz konusu tasarısı dışında başka düzenlemeler de getirileceğini söyledi.

-TRT Genel Müdürü yeniden Şahin-

Bülent Arınç, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’in görev süresinin dolması nedeniyle müracaat eden adaylar arasından RTÜK’ün 3 adayı değerlendirmeye aldığını belirterek, üç ismin Başbakanlığa bildirildiğini ve 3 aday içerisinden TRT Genel Müdürlüğüne yeniden İbrahim Şahin’in atanmasına dair Bakanlar Kurulu kararının imzalandığını bildirdi.

Hükümet sözcüsü, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Şam’daki Türk Büyükelçiliğine yapılan saldırının ardından Türkiye’nin, Suriye’ye özür beklediğini diplomatik kanallardan bildirdiğini ifade ederek, ”Bunu hepimiz yakın zamanda göreceğiz” dedi.

Özür gelmezse büyükelçinin geri çekilme seçeneğinin masada olup olmadığının sorulması üzerine de Arınç, ”Resmi kanallardan özür gelmezse o zaman bu soruyu tekrar sorun, ne yapacağımızı söyleyeyim” karşılığını verdi.

Hükümet Sözcüsü Arınç, Bakanlar Kurulu toplantısına ilişkin açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Arınç, dün Suriye’de yaşanan olaylar ve Suriye’den gelen özür konusunun gündeme gelip gelmediği ve iki ülke ilişkilerinin seyri için bu özrün yeterli olup olmadığının sorulması üzerine şunları kaydetti:

”Dışişleri Bakanımız, Plan ve Bütçe komisyonunda kendi bütçesini sunduğu için bugün Bakanlar Kurulu’na katılmadı. Ama komisyonda bu konuya ilişkin açıklamalar yaptı. O açıklamalardan siz de biz de haberdarız. Benim söyleyebileceğim veya bildiğim şey şudur; 12 Kasım akşamı Suriye’de, bizim devlet olarak temsilcimiz olan fiziki mekanlara bir saldırı gerçekleşmiştir.

Türkiye buna çok sert biçimde tepki vermiştir. Çünkü buralar bir ülkenin egemenliğiyle ilgili mekanlardır. Dolayısıyla sorumlu-sorumsuz kimler bunu yaptıysa oraların güvenliğinin sağlanması Suriye hükümetine ve ilgili birimlere aittir. Hem nota verilmiştir hem de notanın dışında onların rahatlıkla anlayabilecekleri ve etkilenebilecekleri bir üslup da kullanılmıştır.

Suriye’de olan olaylar Arap Birliği’nin Suriye ile ilgili aldığı karara infial duyanlar tarafından yapıldığı söylenmektedir. Arap Birliği’nin aldığı kararı meşru, makul ve haklı buluyoruz. Bunu da ifade etmiştik.

Bizim Türkiye olarak notamız ve büyükelçilik ve resmi mercilerde çalışanların ailelerinin Türkiye’ye getirilmesi konusundaki girişimlerimizi takiben Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim basın aracılığıyla olaylardan duyduğu üzüntüyü ifade etmiş ve özür anlamına gelecek sözler sarf etmiştir.

Sayın Bakanımızın bugünkü açıklamalarında medya aracılığıyla yapılan bu özrün resmi anlamda Türkiye’ye iletilmesini beklediklerini ifade etmektedir. Gelişmeleri her an takip ediyoruz, Dışişleri Bakanlığı olarak da… Bütün bu olaylar Türkiye’nin Suriye ile ilgili politikalarının ne kadar doğru ve haklı olduğunu göstermektedir.”

Suriye’de halka karşı yapılan kötü muamelelerin ve insanların hayatına mal olabilecek adeta bir devlet terörü sayılabilecek karşı koymaların, bütün dünya tarafından da nefretle takip edildiğini bildiklerini ifade eden Arınç, ”Sadece Arap Birliği’nin kararı değil, Avrupa Birliği olsun, ABD olsun, ilgili ülkeler olsun, Suriye’nin son tavrını benimsemediklerini ve Esad’ın bu dahil olduğu olaylar konusundaki dikkatini, tekrar kuvvetle çektiklerini hepimiz biliyoruz. Türkiye buna ciddi bir tepki vermekte ve resmi bir özrü de diplomatik kanallardan beklediğini ifade etmektedir. Bunu hepimiz yakın zamanda göreceğiz” dedi.

Bir başka basın mensubunun özür gelmezse büyükelçinin geri çekilme seçeneğinin masada olup olmadığını sorması üzerine de Arınç, ”Resmi kanallardan özür gelmezse o zaman bu soruyu tekrar sorun, ne yapacağımızı söyleyeyim” karşılığını verdi.

Arınç, Hatay’da Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşlarının bulunduğu kampları Başbakan Erdoğan’ın ziyaret edip etmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine, konunun bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısında ele alınmadığını ve bu ziyarete ilişkin bir tarih olmadığını söyledi.

-gazetecilerin yıpranma hakkı-

Bir gazetecinin, ”Van’da yaşayan depremde iki meslektaşımızın hayatını yitirmesinin ardından gazetecilerin yıpranma hakkına yönelik tartışmalar yeniden gündeme geldi. MHP bu konuda adım attı. TBMM’de gazetecilere yıpranma hakkının geri verilmesine ilişkin kanun teklifi sundu. Bu teklife destek verir misiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

”Doğan Haber Ajansı’na mensup iki değerli kardeşimizin görevlerini ifa ederken otel yıkıntıları arasında kalıp hayatını kaybetmesi bizi üzmüştür. Büyük bir fedakarlık gerektiren bir işi yapıyorlardı. Zor şartlar altındaydılar. Son depremde ölenlerin sayısı da bir hayli fazla oldu. Ben siz basın mensuplarına baş sağlığı diliyorum. Arkadaşlarımıza da rahmet diliyorum.

Biz Bakanlar Kurulu toplantısındayken yıpranma hakkı konusunda kanun teklifi verildiği bilgisi bize ulaştı. Bu, geçmişten bu yana talep edilen bir konudur. Bildiğiniz gibi Sosyal Güvenlik Yasası ya da reformu çıkarken bunlar da tartışılmıştır. Kanun teklifini görerek ondan sonra benim fikirlerimi sizlerle paylaşmam daha doğru olur. Basın mesleğinde çalışanların korunması ve bu zor işlere sahip olanların birtakım özel haklara sahip olması elbette doğrudur. Ama bunları teknik olarak incelememiz ve olabilirliği konusundaki desteğimizi ondan sonra ifade etmemiz gerekir. Böyle bir şeyi yapabilirsek bunu MHP’nin kanun teklifini bir kenarda tutar, Bakanlar Kurulu olarak kendimiz de gündeme getirebiliriz. Yeter ki bu konu üzerinde ciddi bir incelemeyle olabilirliği konusunda düşüncelerimizi paylaşmış olalım.”

-Van depremi-

Arınç, ”Depremin ardından kentsel dönüşüm Bakanlar Kurulu gündemine geldi mi?” sorusu üzerine, şunları söyledi:

”Başbakanımızın ilk gündem itibaren dikkat çektiği konu, depreme dayanıklı binaların yapılmasıdır. Mevcut oturulamaz az hasarlı, çok hasarlı binaların gözden çıkarılmasıdır. Bunu deprem kuşağında bulunan, genelinde Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir konu olması nedeniyle de yaşadığımız deprem olaylarının verdiği bilgi, birikim, tecrübe ile buna mecbur kılınabilecek, herkesin şüphesiz mülkiyet haklarına ilişmeden veyahut onların rızasını ön planda tutmadan değil, ama kendi menfaatini düşünemez durumda olanların da mecbur kalabileceği bir uygulama ile artık depremden sonraki acıları yaşamak istemiyoruz. Bu konu Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın yaptığı çalışmayla tamamlanmak üzeredir. Bu konuda Sayın Bayraktar bilgi verdiler. Aynı zamanda pek çok ilimizde, ruhsatsız ve kaçak inşaatlar sebebiyle kentsel dönüşüm ihtiyacı gündeme gelmektedir, bu sadece Kuzey Ankara projesi ile kentsel dönüşümden de ibaret değildir. Bugün Türkiye’nin pek çok ilinde ruhsatsız ve kaçak inşaatlar sebebiyle bir kısmı hizmet almış, bir kısmının hizmet alması mümkün olmayan gecekondulaşmalar vardır. Dolayısıyla öyle bir kanun çıkarmalıyız ki hem depremi, hem depremin gerçeklerini dikkate alarak hazırlansın hem de her il için ayrı kentsel dönüşüm yasası çıkarmak yerine belediyelere sorumluluk veren, yetkisini genişleten bir uygulamayı da içine alsın. Böyle bir çalışma ilgili bakanlığımızın başkanlığında diğer bakanlıkların katkısıyla hazırlanmaktadır. Kısa zamanda bunun detaylarını sizlerle paylaşmış olacağız.”

-feribot eylemi-

”Bir süre önce feribot kaçırma eylemi oldu. Bu konu gündeme geldi mi?” sorusu üzerine de Arınç, şu yanıtı verdi:

”Feribot eylemini bütün Türkiye yakından takip etti, eylemcinin akıbetini de herkes gördü. Eylemcinin cenazesini almak üzere BDP’li bir bayan milletvekilinin gittiğinden de Türkiye kamuoyu haberdar oldu. Eylemcinin 5-6 saatlik bir takip sonucunda güvenlik güçleri tarafından etkisiz hale getirildiğini ve sivillerin bir zarar almadığını, üzerinde patlayıcı madde taşıdığını da hepimiz biliyoruz.

Bence bu eylemlere dikkat ettiğimiz kadar, bu eylemleri önleme, bu eylemleri yapanlar, yapmaya muvaffak olanlar varsa onlara karşı mücadele konusunda güvenlik güçlerimizin son aylarda sağladığı başarılara dikkat etmemiz gerekir. Bu çabaların bir kısmı önleyici tedbirlerdir. İstihbarata dayalı, eylemlerin yapılmadan el konulmasıdır. İkincisi, eylem yapılıyorsa en az zararla bunu atlatılmasıdır. Faillerinin yakalanması ve yargıya teslim edilmesidir. Bu hem kırsalda devam etmekte, hem şehir merkezlerinde, uyuşturucudan patlayıcıya kadar terör örgütünü sermayesi olan her konuda güvenlik güçlerimiz büyük bir kahramanlıkla, kararlılıkla ve cesaretle işin üzerine gitmektedir. Benim memnuniyet duyabileceğim tek şey, güvenlik güçlerimizin askeriyle, emniyet güçleriyle ve diğer sivil unsurlarıyla terörle mücadele konusunda son haftalarda ve aylarda sağladıkları başarılardır. Bu başarıların devam etmesini istiyoruz. Ve terör eylemlerinin silah kullanamaz hale gelmesini hepimiz arzu ediyor ve bekliyoruz.

AA

Bakan Yıldız: Türkiye gerçeğiyle yüzleşmeli

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız: ”Türkiye’de yapılarla ilgili gerçeği görmemiz gerekiyor, bukonunun geriye dönüşsüz bir disiplini şart” dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, son yaşanan Van depreminin ardından Türkiye’deki yapılarla ilgili gerçeğin görülmesi gerektiğini belirterek, ”Bu konunun geriye dönüşsüz bir disiplini şart, buna hep beraber katkı koymamız lazım” dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Türkmenistan Milli Gününe katıldı. Burada gazetecilerle bir süre sohbet eden Bakan Yıldız, Van’da enkaz altında kalan iki gazetecinin hayatını kaybetmesinden büyük üzüntü duyduğunu belirterek, basın mensuplarına başsağlığı diledi.

Depremle yaşamak zorunda kalan Türkiye’de yapılarla ilgili gerçeğin görülmesi gerektiğini ifade eden Yıldız, ”Bu işin geriye dönüşsüz bir disiplini şart, buna hep beraber katkı koymamız lazım” dedi.

Van’da şu anda enerji tedariki konusunda hiçbir sıkıntının bulunmadığını da belirten Bakan Yıldız, yıkılan bölümler hariç Van’ın tamamına enerji verildiğini söyledi. Kurulan çadırkentlere ve konteynerlere de enerji vermek için hazırlıklar yapıldığını anlatan Yıldız, Van’ın bir yıllık kömür ihtiyacının da bölgeye gönderildiğini bildirdi.

Yıldız, ”Kömür ihtiyacı olan tüm depremzedelere zengin veya fakir olup olmadığına bakılmaksızın valilikler ve kaymakamlıklar vasıtasıyla kömür verilecek” dedi. Enerji Bakanı, bölgedeki vatandaşlara kömürle ısınmayı tavsiye ettiklerini, fakat kömür kullanılamayacak çadırlarda veya konteynerlerde sağlıklı bir şekilde insanların ısınması için gerekli önlemlerin alınacağını kaydetti.

-Konnai Bakan Yıldız’ı ziyaret edecek

Van’da meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki depremde yıkılan Bayram Otelinin enkazından yaralı olarak çıkartılan ve tedavi olması için Ankara’ya getirilen Japon yardım gönüllüsü Miyuki Konnai’nin yarın Japonya’ya döneceğini de belirten Bakan Yıldız, ”Türkiye’den ayrılmadan önce bizi ziyaret etmek istedi. Japonya Büyükelçimizle beraber yarın ziyaretime gelecek” dedi.

Bakan Yıldız, Suriye’de son günlerde yaşanan gerginliklerle ilgili olarak da ”Halka rağmen halkı idare etmenin çok mümkün olamayacağını düşünüyoruz. Komşumuzun orada yaşadığı sıkıntıları atlatabilmesinin tek yolu vardır, o da doğru karar vermektir” dedi.

Bugün Türkmenistan’ın bağımsızlık gününü kutladığını da belirten Yıldız, Türkiye’nin Türkmenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olduğunu vurguladı. Türkiye’nin Türkmenistan’ın her zaman yanında olduğunu belirten Yıldız, ”Türkmenistan ile geliştirilecek çok ilişkimiz var, bütün Türkmen kardeşlerimizin bağımsızlık gününü tebrik ediyorum” dedi.

Türkmenistan Büyükelçisi Maksat Dovletsahedov ise Türkmen-Türk kardeşliğinin kan kardeşlik değil, kemik kardeşlik olduğunu belirterek, ”20 senedir Türkiye Türkmenistan’ı destekliyor. İnşallah iyi ilişkilerimiz bundan sonra da devam edecek” dedi.

Çok sayıda Türk ve Türkmen ile yabancı misyon temsilcisinin katıldığı kutlamada gece anısına Türkmenistan ve Türkiye’nin milli bayraklarıyla süslenen pasta Bakan Yıldız ve Büyükelçi Dovletsahedov tarafından kesildi.

AA

AK Parti MYK toplandı

AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplandı.

K Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, parti genel merkezindeki toplantı saat 19.15′de başladı.

AA